Kızlık zarının yapısının doğal gereği bazen kanama olmaz. O zaman seyreyleyin gümbürtüyü. Bir zara bu kadar önem atfetmek, kızlık zarı dikimini ortaya çıkarıyor. Böyle bir kandırmacada kim aldatılıyor, kim aldatıyor? Bir kız çocuğu, daha 3-4 yaşlarında. Oyuncaklarıyla oynuyor ya da öylece bir yerde oturuyor. Bacakları açılmış, külotu görünüyor. Ailesinin uyarısını bir düşünün. En ılımlısı bile; “Çabuk bacaklarını kapat, böyle oturulmaz!’ diyerek çocuklarını azarlarlar.Çocuklar cinselliği bizim gibi algılamazlar. Ama bu uyarıdaki korku, telaş ve şiddet öğesi, çocuğun bilinçaltında bir yerlere gömülür.Kız çocuğu 13-14 yaşlarına geldiğinde, Aile büyükleri tarafından bir kenara çekilir ve “Bak kızım, sen artık büyüdün, ailemizin şerefini lekeleme, yüzümüzü kara çıkarma, erkeklere dikkat et…’ gibilerinden, masum sayılan uyarılara maruz kalır.Ama büyükler bilmezler ki, bu yeni yetişmekte olan, genç filizin üzerine, tonlarca yük bindirmişlerdir. Oysa o yeşeren filizin köklerinde, o yaşlarda karşı cinse yönelme güdüleri, genlerine programlanmıştır.Kızımız, ailenin şerefini korumak gibi, büyük bir misyonu da, böylece yüklenmiş olur.Bu sorumluluk da, bilincinin bir yerlerine yerleşir. 17-18 yaşlarına geldiğinde, evlilik kavramı gündemdedir. O, sevdiğine bir erdem çeyizi(!) ile gidecektir. O da kızlık zarıdır. İlk gece, halk deyimiyle “Yırtılacak’, yumuşak aile deyimiyle, “kanayacak’, erkek gücünün erkeksi ifadesiyle, patlayacaktır.Etinin bir parçasının yırtılması, patlama ve kanama… Salt bu sözcüklerle “Korku dağları bekliyor’ örneğindeki gibi yaratılan paniği, genç kızlarımız göğüsleyebiliyorsa, bunu doğanın o eşsiz gücünde aramak gerekir.Ya kanamazsa?..İşte o zaman seyreyleyin gümbürtüyü… Oysa kızlık zarının yapısının doğası gereği, kimilerinde kanama olmaz. Çünkü zar esnektir.İşte bu kanama ya da kanamama sorunu, ünlü sözdeki olmak ya da olmamak kadar, önemli bir ikilemin gel-git’leri arasında, kızlarımız korku denizinde şaşkındırlar. Yapılacak şey, zarı korumaktır.Peki, nelere karşı, nasıl korunacaktır?Kendi anlattıklarına göre; ağır yük kaldırmayacaklar, düşmeyecekler, Limon yemeyecekler, bisiklete ve ata binmeyecekler, Sandalyeden bile düşmeyecekler, kabız kalmayacaklar, asla kendi cinsel organlarına gereğinden fazla dokunmayacaklar, sevgilileriyle öpüşürken bile duygularını frenleyeceklerdir. (Duygunun fazlasının, zarı eritebileceğini sananlardan gelen sorunlardan derlenmiştir.)Bunlar bir ölçüde önlenebilir ama ya Rüyalarında sevişir, orgazm olurlarsa? İşte o zaman yapacakları fazla bir şeyleri yoktur! Bundan bile, zarlarının yırtılacağını sanıp bize mektup yazanlar var.Yanlış inançlarBu örneklerin ve inançların kuşkuların tümü yanlıştır. İlk gece ile ilgili karabasan gibi sorunlara gelmeden önce, kızlık zarının dramatik öteki yönlerine de bir bakalım.”Efendim kızlık zarımı korudum ama, sevgilimin ısrarına dayanamadım, başka bir yolu kullandık. Bundan ne gibi zararlar görürüm, anlaşılır mı, gebe kalır mıyım?’Bu soru, benzeri pek çok soru arasından bir örnektir. Bizi ilgilendiren yanı, kişisel ya da toplumsal anlamda, ahlak koruma adına, çocuklarımızın nasıl bir ikilem içine itildiğidir. Bir yanda biyolojik, psikolojik olan, öteki yanda toplumsal olan. Ancak biyolojik olan; tıpkı bir selin, önüne çıkan her şeyi silip süpürmesi gibi, o tutku anının anaforunda insanları, sürükleyip götürebilir.Eğitimde ve namus korumada, beyin sorumluluğu yerine, etin sorumluluğunu koyarsanız, sonuçlar, çoğu zaman şansa kalır.İşte bu bağlamda, yeri geldiği için, en çok sorulan sorulardan birine yanıt vermek istiyorum. Soru: “Kızlık zarımı yitirdim, nasıl diktirebilirim?’Kızlık zarı dikimiKızlık zarını kadın-doğum uzmanları kolaylıkla dikebilirler. Zarın yırtılan iki kenarı, yanyana getirilir ve iki üç dikişle dikilir. Bu, zarın onarılması anlamına gelmez. Gerdek gecesi olayına girmeden 1-2 Gün önce dikilmesi gerekir. Aynı gün dikilirse daha iyi olur. Çünkü birleşmede bu dikiş ipliklerinin zarı yırtmasıyla, birkaç damla kan gelir. Yani, dikilince eskisi gibi olmaz.Yırtılan kızlık zarı, kızın anasından doğduğundaki durumundan daha iyi de yapılabilir. Bu, Plastik bir ameliyatla gerçekleşir, adına “himenoplasti’ denir. Zarın dikişle tutturulmasına da, “himenorafi’ adı verilir.Bu öylesine çelişkili bir olaydır ki, “üst taraf bıyık, alt taraf sakal’ gibidir. Kız, iki gözü iki çeşme: “Başımdan bir olay geçti, elimde değildi, pişmanım, evlendiğimde bu kan olayı olmazsa…’, gerisi çok dramatiktir.Hekimsiniz, bir hayat kurtaracaksınız, “Siz bilirsiniz, dilerseniz diktirebilirsiniz,’ demek zorunda kalırsınız.Ancak bunu söylerken de, yaşam boyu “kutsal evliliğin’ daha ilk adımında, bir düzmeceye ortak oluyorsunuz. Kim aldatıldı, kim aldandı?.. Yaşam boyu suçluluk kompleksi altına itilen kız mı? Hiçbir şeyden habersiz eş mi? Yoksa her şeyi yaptığı halde, “el değmemiş taze’ rolünü oynayan, bir oyunun tüm oyuncuları, bu oyunu sahneye koyanlar mı?İşte bir örnek..Kız İstanbul’da profesyonel çalışıyor, telekızlık yapıyor. Olağanüstü güzel ve cilveli. Annesi korumasını üstlenmiş. Apartman daireleri, arabalar, servis tamam olunca, İstanbul’u terk ediyorlar, ünlü bir sahil kentine yerleşiyorlar. Kız bir bankaya memur olarak giriyor ve olağanüstü masum rolü oynuyor. Hayat oyunları konusunda yetenekli ve deneyimli.Kızlık zarı mı? Ondan kolay ne var? Zar himenoplasti ile yeniden yapılıyor. Ve kızımız, kısa bir sürede “Allahın emri, Peygamberin kavliyle’ annesinden isteniyor, kentin ünlü ailelerinden birine gelin gidiyor.İşte et ve beyin namusuna bir örnek. Bize göre; her şeyin altında çağdaşlaşma erdemi ve kültürü yatıyor.Yeri gelmişken, değinmeden geçemeyeceğim. Toplumu yönetenler, cinselliğin doğal olanından öylesine korkmuşlardır ki, yıllardır gazete ve dergilerde, kadının önden görünümünde, bir kılı bile müstehcen saymışlar, sorumlular yasal kovuşturmaya uğramıştır.Ne kadar erotik olursa olsun arka çekimler, müstehcen görülmediği için, yıllar öncesinden başlayan bu tür erotik yayınlardan dolayı toplumda bir popo kültürü yaratılmıştır.Bunun anlamını yorumlamaya gerek görmüyorum. Bu, bir tür fetiş erotizmini bu bölgede toplayan kültürün uzantısının, sonuçlarını da göz ardı edemeyiz.Gelelim tahrik öğesinin bir başka yönüne: Örneğin, müzelerin göz bebeği yağlı boya tablolarındaki çıplakların cinselliğine. Onlara tahrik olma duygularıyla değil, saygıyla bakmasını öğrenmediğimiz sürece barbarlıktan kurtulamayız. Bu şuna benzer: Annemizde, babamızda, kardeşlerimizde de cinsellik vardır ama onlara tahrik olma duyguları ve gözüyle nasıl bakmıyorsak, sanat baş-yapıtlarını da öyle bakmamız gerekir.Bu örnek, yaşamımızın tüm öteki kesimlerinde de geçerlidir. Bakmasını öğrenmeli…

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.